ANASAYFA
DEFTERDARLIK
BİRİMLERİMİZ
MEVZUAT
VERGİ TAKVİMİ
İSTATİSTİKLİK
DUYURULAR
EĞİTİM FAALİYETİ
PRATİK BİLGİLER
ONLİNE İŞLEMLER
BİLGİ EDİNME
TOPLAM KALİTE
İLİMİZ VE ATATÜRK
ÖNEMLİ LİNKLER
Teşkilat Şeması
Defterdarımız
Defterdar Yrd.
Eski Defterdarlar
Hizmet Binamız
İl Teşkilat Şeması
İlçe Teşkilat Şeması
Merkez Birimleri
Denetim Birimleri
İlçe Birimleri
Personel Müdürlüğü
Muhasebe Müdürlüğü
Gelir Müdürlüğü
Kaymakkapı vergi Dairesi Müd.
Davraz vergi Dairesi Müd.
Milli Emlak Müdürlüğü
Muhakemat Müdürlüğü
Kurumlar Saymanlık Müd.
Sağ.Kur 1.Nolu DSS Müd.
Sağ.Kur.2 Nolu DSS Müd.
SDÜ Döner Ser.Saymanlık Müd.
Muhasebe Denetmenleri
Milli Emlak Denetmenleri
Eğirdir Malmüdürlüğü
Eğirdir vergi Dairesi Müd.
Yalvaç Malmüdürlüğü
Yalvaç Vergi Dairesi Müd.
Sağlık Kurumları 3.Nolu DSS Md.
Gelendost Malmüdürlüğü
Şarkikaraağaç Malmüdürlüğü
Senirkent Malmüdürlüğü
Uluborlu Malmüdürlüğü
Keçiborlu Malmüdürlüğü
Aksu Malmüdürlüğü
Gönen Malmüdürlüğü
Atabey Malmüdürlüğü
Yenişarbademli Malmüdürlüğü
Sütçüler Malmüdürlüğü
Gelir Mevzuatı
Gider Mevzuatı
Milli Emlak Mevzuatı
Personel Mevzuatı
Bütçe Mevzuatı
Diğer Mevzuatlar
Aylar itibariyle Vergi Ödeme Günleri
Genel Vergi İstatislikleri
Saymanlık Düzeyinde Gelir ve Giderler
Vergi Rekortmenleri
Vergi İşlem Kodları
Basında Biz
Personel Duyuruları
Diğer Duyurular
Sosyal Etkinlikler
Hizmet içi Personel Eğitimi
Eğitim Programları
Diğer Eğitim Faliyetleri
Eğitimden Görüntüler
Tüm Pratik Bilgiler
Sık Sorulan Sorular
Matbu Formlar
Belge ve Dosya Arşivi
Telefon Rehberi
Dilek ve Şikayetler
İnternet Vergi Dairesi
Motorlu Taşıt Sorgulaması
Türkiye Yatırım Portalı
E-Beyanname
E-Bütçe Uygulamaları
Maliye Bakanlığı Kütüphanesi
Geçikme zam ve Ceza Hesaplama
Online Giriş
Kanun
Yönetmelik
Genel Bilgi
Başvuru Şekli
İstisnalar
Ücretlendirme
İtiraz
Denetim ve Ceza Hükümleri
Bilgi Edinme Formları
Gerçek Kişi İçin Form
Tüzel Kişi için Form
Maliye Kalite Yönetimi
Defterdarlığımız Kalite Yönetim Çalışmaları
İlimiz
Atatürk Köşesi
Kültürel Faliyetler
Tarihçemiz
Cografi Konumu
Galeri
Atatürk'ün Hayatı
Atatürk Kronoloji
Atatürk Sözleri
Üstün Kişilği
DÜNDEN BUGÜNE ISPARTA
GİRİŞ Isparta il merkezi eski ve tarihi bir kenttir. Şehrin yaklaşık 5-6 bin yıllık bir tarihi olduğu tahmin edilmektedir. Isparta’ ya Hititlerin, Frigyalıların, Lidyalıların, İranlıların, Makedonyalıların (Yunanlıların), Romalıların (Bizans), Arapların, Haçlıların, Selçukluların, Hamitoğullarının, Osmanlıların zaman akışı içinde hükümran oldukları bilinmektedir. Miladın başlangıcında (Baris) adını taşıyan bu günkü Isparta’nın da içinde bulunduğu PİSİDİA Bölgesi uzun süre Romalıların da egemenliği altında kalmıştır. Romalılar döneminde Hıristiyanlığın en önemli din merkezleri arasında Isparta’da bulunmaktadır. Isparta 1204 yılında Selçuklu Hükümdarı 3. Kılıç Arslan tarafından Bizans egemenliğinden alınmış, 8 asra yakın bir zamandır Türklerin toprağı olmuştur. Anadolu Beylikleri döneminde Isparta 1300 yılında Hamitoğulları Beyliğinin merkezi olmuş, 1390 yılında da Osmanlı Devletinin Sancağı olmuştur. Isparta Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte 1923 yılında vilayet olmuştur. BARİS’TEN ISPARTA’YA Isparta adının kökeni hakkında çeşitli görüşler vardır. Böcüzade Süleyman Sami'nin Isparta Tarihi'nde, Meydan Larousse'da, Kamus-ul Alâm'da Isparta adının, Pisidia şehirlerinden Baris'in yerine kullanıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca bazı kaynaklara göre "Baris" adının Sanskritçe "Su" anlamına gelen "Vari" kelimesiyle bağlantısı olduğu sanılmaktadır. Bu adın başına "Is" zarf edatı getirilerek Isparıta seklini aldığı, galat olarak "Isparta" denildiği belirtilmektedir Diğer bir görüsü ifade eden Turhan Hikmet Dağlıoğlu, Isparta adının "Baride" kelimesinden geldiğini, bu kelimenin Lidya dilinden gelmiş bir sözcük olduğunu, Yunan göçmenlerin Anadolu'ya gelmelerinden sonra, Baride adına "Eis" takısını ekleyerek, "Isbarida" dediklerini açıklamaktadırlar. Daha sora bu adın Türkler tarafından "Isparta" seklinde kullanıldığı görüşüne, Prof. Osman Turan ve Prof. Ramsey katılmaktadır. Arap kaynaklarında Isparta adı, Sabarta (Ibn-i Batuta'da) olarak geçmektedir. Bu adın, M.Ö. VIII. yüzyılda, Karadeniz'in kuzeyindeki İskitlerce, Güneye sürülen Sabardai kavimlerinin ilimize yerleşmeleri sonucu, verildiği ifade edilmektedir. TARIH ÖNCESI DÖNEMLERDE ISPARTA Pisidya bölgesinin önemli yerleşme bölgelerinden biri olan Isparta'nın tarihi, tarih öncesi dönemlere kadar gittiği ifade edilebilir. Bölgeye yerleşim Paleolitik dönemle başlamaktadır. Şevket Aziz Kansu, 1944 yılında yaptığı araştırmalar neticesinde, Bozanönü Ovası'nın ortasında bulunan Kapaliin Mağarasının üst Paleolitik döneme ait olduğunu beleirtmiştir. Keçiborlu'nun Gümüşgün köyü yakınlarında Prof. Louis'in yaptığı kazılarda, Mezolitik çağına ait "Mikrolit" adi verilen çakmak taşlarına rastlanmıştır. Aynı yörede Şevket Aziz Kansu'nun 1944 yılında yaptığı kazılarda ele geçen buluntular, Mezolitik dönemde yörenin yerleşim yeri olduğunu, yaşayış özelliklerinin de bunu doğruladığını, bu dönem insanın göl ve ırmaklarda besin sağlayarak, topraklarda açtıkları çukurlarla, ilk ilkel sarnıçları yaptıklarını göstermektedir. Tarih öncesi çağın üçüncü dönemi, Neolitik devri olmuştur. Bu devire ait Yeniköy Höyüğündeki (S. Karaağaç) buluntular bunu doğrulamaktadır. Bunun dışında, bugüne kadar bir yeni kalıntının bulunmaması, doğrudan doğruya yeterli inceleme ve kazının yapılmaması ile ilgilidir. Bu dönem insani, avcılık ve toplayıcılığın yanısıra, toprağı ekip biçmeye, yerleşik köy hayatına da başlamıştır. Toprak Tok Hüyüğü ve Köşktepe'de rastlanan küp mezarlar ile ele geçen başka buluntular, Isparta'daki yerlesmenin Kalkolitik dönemde de var olduğunu göstermektedir. Kalkolitik dönem sonrası Tunç kültürleri, Pisidya ovasında oldukça yaygın bir biçimde gözlenebilir. İLKÇAĞLARDA ISPARTA Pisidya'nin, eski şehirlerinden olan Baris'in kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu ifade etmek oldukça zor olsa da; M.Ö. VI. yüzyıldan itibaren mevcut olduğu sanılmaktadır. Isparta'nın ilkçağlardaki tarihi, Pisidya bölgesinin genel tarihi akışı içinde ele alınabilir. Anadolu’nun tarihi ve medeniyeti ile yakıdan ilgisi olan Pisidya çevresi, Anadolu'da cereyan eden siyasi olaylarda faal rol oynamış ve zaman zaman büyük devletlerin egemenliği altına girmiştir. Gerçekte, Isparta ve çevresinde Hititlere ait bazı eserlerin bulunması, bu bölgedeki Hitit varlığına işaret etmektedir. Tarihi dönemlerde Hitit egemenliği altındaki bu bölgeye daha sonra İyonlar ve Lidyalılar hakim olmuşlardır. Şehrin tam anlamı ile kuruluşu da Lidya dönemine rastlar. M.Ö. 546 tarihinde Persler'in Lidya Devleti'ni yenmesi ve Anadolu'ya hakim olmaları ile Isparta, Persler'in üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır. Persler'in Anadolu'ya sahip olmasından sonra, gerek bağımsızlıklarını elde etmek isteyen Pers valileri, gerekse Küçük Asya'dan Mısır'a kadar uzanan Pers hakimiyetine karşı ayaklanmış ve bu tür isyanlara Isparta ve çevresi de katılmıştır. Öteden beri Doğu-Batı arasındaki çatışmaları önlemek ve babasının ortaya attığı politikayı gerçekleştirmek isteyen Büyük İskender, M.Ö. 333 yılında Lidya'yı alarak tarihi Asya Seferi'ne başladı. Lidya'ya Nearkhos’u Vali olarak atayarak, Pisidya üzerine yürüdü. Önce Saglassus'u alan Iskender, daha sonra Dinar'a geçerek Pisidya'nin tamamını, ülkesine bağlamış oldu. Hellenizmin kuvvetli etkisi, basta Sagalassos(Ağlasun) olmak üzere Pisidya şehirlerinde kuvvetle devam etti. Gerek İskender adına, Küçük Asya şehirlerinde basılan sikkeler; gerekse, bugünkü canlılığını muhafaza eden Ağlasun harabeleri bunu açık olarak ispat etmektedir. Bununla beraber, bu dönemde Isparta henüz önemli bir mevkiye sahip değildi. Pisidya İskender İmparatorluğunun parçalanması ile Selefkosların hissesine düştü. Daha sonra da Bergama Krallığı'na bağlandı. Bu Krallığın M.Ö. II. yüzyılda yıkılmasını izleyen günlerde, Romalılar Anadolu'yu ele geçirmiş oldular. Yukarıda belirtildiği gibi, bu devirlerde Isparta'nın merkezi bir rol oynadığı görülmektedir. Ancak ilk çağda, yakının da kurulmuş olan Sagalassos ve Isparta'ya 32 Km. mesafede olan Akrotiri (Egirdir) önemli birer merkezi şehir görevini görüyorlardı. Sebebini, bu şehirlerin savunmaya elverişli olmalarında aramak gerekir. Ayni zamanda Pisidya çevresinde ve Isparta civarında daha bazı şehirler, Isparta ile rekabet halinde ve hatta ondan daha üstün durumda bulunuyorlardı. Şimdiki Atabey'in yerinde bulunan (Argos) Bayat Köyü civarındaki tepe harabelerine rastlanan Selevcia, Sidera, Gönen'in yerinde Conane şehirleri, bu merkezlerin başlıcalarını teşkil ediyordu. Daha sonra bu şehirler, deprem ve istilalar yüzünden harap bir hale gelmiştir. Bunun sonucunda, Isparta karşısında gerilemeye başlamışlardır. Sagalasos'un eski önemini kaybetmesinden sonra, Isparta, Pisidya Piskoposluğu'nun merkezi haline geldi. Bu suretle şehir büyük bir önem kazanmaya basladi. M.Ö. 190 yılında Selevkoslar, İmparatorları Antiochus III. başkanlığında, Manisa yakınlarında Romalılarla karşılaştılar. Bu karşılaşmada Seleykoslar yenilince ağır şartlarla Apemia (Dinar) Barışı'nı imzalamak zorunda kaldılar. Bu barışa göre; Antiochus III. Anadolu'daki her türlü hakkından vazgeçiyor ve Isparta çevresi Roma hakimiyetini kabul ediyordu. Romalılar kısa bir süre için bu bölgeyi önce Pergamon, daha sonra da M.Ö. 36 yılında Galatlara devretti. Daha sonra Galat Kral Antiochus'un ölümü üzerine, bu yöre tekrar Roma yönetimine bağlanarak "Colonia Caesar Antiocheia" adi altında Roma askeri kolonisi haline getirilmiş oldu. Roma yönetimi altındaki Isparta ve çevresi ilk defa büyük ilerlemelere sahne olmuştur. Nitekim bu devrede şehirde para basılmış olması, Isparta’nın önemli bir iktisadi merkez olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönemde Isparta'nın en önemli yerleşim merkezleri (Agrai) Atabey, (Selevcia-Sidera) Bayat, Uluborlu (Apolbuia), Yalvaç (Antiocheia), Sütçüler (Sagrak-Adada), Şarkîkaraağaç (Neapolis), Gelendost (Dabenae)'dir. Sözü edilen merkezlerden Hellenizmin son dönemlerinde kurulan Yalvaç (Antiocheia), Romalılar döneminde büyük bir önem kazanmaya başlamıştır. W. Ramsey'in bu bölgede yaptığı kazılar, Pisidya Antiocheia'sının tarihi rolünü aydınlatmıştır. Burada bulunan Avgustus heykelinin başı, su kemerleri ve diğer kalıntılar, Yalvaç'ın Romalılar devrindeki durumunu aydınlatmaktadır. Roma yönetiminin ikiye ayrılması üzerine Isparta ve çevresi Doğu Roma İmparatorluğu'na bağlanmıştır. SELÇUKLULAR DÖNEMİ Roma İmparatorluğunun M.Ö. 395 yılında ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğu'na bağlanan Isparta, VIII. ve IX. yüzyılda yapılan idari ayırıma göre bir eyalet halini alıyor ve bir dini merkez niteliğini taşıyordu. İslam ordularının akınlarının Anadolu’ya yoğunlaştığı son dönemlerinde Avasim Bölgesi'ne yerleştirilen Türkler ve Selçuklu Devleti'nin kurulması Anadolu'nun geleceği için önemli tarihi olayların başlangıcı olmuştur. Bu akınların sonunda kazanılan Malazgirt Meydan Savaşı, Bizans gücünü kırarak, bütün Anadolu kapılarının Türklere açılmasına vesile oldu. Malazgirt Savasından sonra hızla Anadolu'ya yayılan Türkler (Selçuklular), kısa sürede Batı Anadolu'nun bir çok yerlerini ele geçirdiler. Bizans tarihçilerinin kayıtlarına göre, Anadolu'nun büyük bir kısmının 1018'lerde Türklerin eline geçtiği bilinmektedir. Ancak Isparta'nın ne zaman Türklerin eline geçtiği açık değildir. Isparta çevresinin orta zamanlarda yasadığı en önemli siyasi olay Miryo Kefalon zaferi olmuştur. II. Kılıçarslan zamanında (1156-1192) yoğunlaşan Bizans-Selçuklu mücadelesi, 17 Eylül 1176'da Anadolu Selçukluları'nın Bizans ordusunu, Gelendost ovasında büyük bozguna uğratmasıyla sonuçlandı. Bu zafer tarihçilerin ifadesiyle Anadolu'nun tapusunu Türkler kazandıran bir zafer olmuştur. Zaferden dört gün sonra Gelende-Abed (Gelendost) antlaşması imzalanmıştır. Isparta yöresi bütünüyle kesin olarak 1204 yılında, Kılıçarslan döneminde Anadolu Selçukluları'na katılmıştır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda başta Kayılar olmak üzere, Afşar, Çavdar, Bayındır, Bayat, Kinik, Salur, Egrur gibi Oguz boyları yöreye gelip yerleşmişler ve birer uç karakolu olmuşlardır. XIII. yüzyil baslarında yöreye yerleşen Teke aşiretine bağlı Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesinden kisa bir süre önce Hamidoğulları Beyliği'ni kurdular. (1300) Beyliğin kurucusu Feleküddin Dündar Bey, Beyliğe büyük babası Hamid Bey'in adını koydu. Merkez olarak da önce Uluborlu'yu, daha sonra da Felekabat (Egirdir)'i uygun görmüştür. Beylik, kısa sürede Yalvaç, Sarkîkaraağaç, Keçiborlu, Isparta, Burdur, Gölhisar, Korkuteli, Antalya'ya kadar genişlemiş, Gölhisar, Korkuteli, Antalya yöresinin yönetimi kardeşi Yunus Bey'e verilince, Beyliğin Teke kolu kurulmuş oldu. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılışından sonra Konya'da kurulan Karamanoğulları, bütün ülkeye hakim olmak istedi. Ancak Hamidogulları'nın da bulunduğu uç beyleri, bu teşebbüse karsı koyarak, bağımsızlıklarını korumaya çalıştılar Dündar Bey, XIV. yüzyıl baslarında oldukça güçlenerek, yöreye hakim olan ve 1314'de Anadolu'ya gelen Emir Çoban kanalı ile İlhanlılara bağlandı. Ancak, 1324'de İlhanlıların Anadolu Valisi Demirtaş, Hamidoğulları Beyliği üzerine yürüdü. Dündar Bey'i Antalya'da öldürerek, yönetimini Yunus Bey'in oğlu Murat Bey'e verdi. 1327'de Dündar Bey'in oğlu Hızır Bey, Anadolu'ya gelerek tekrar yönetimi ele geçirdi. Hızır Bey'in ölümünden sonra 1327'de yerine, Necmeddin İshak Bey geçti. Zamanında yeni düzenlemeler yapıldı. Ordu güçlendirilerek Beysehir ve Aksehir yöreleri beyliğe katıldı. İshak Bey'in ölümünden sonra yerine, Gölhisar Bey'i olan kardesi Mehmet Çelebi'nin oğlu Muzafferiddin Mustafa Bey geçti. Onun döneminde beylik, en güçlü günlerini yaşadı. Kesin ölüm tarihi bilinmeyen Muzafferiddin Mustafa Bey'den sonra, oğlu Hüsamettin İlyas Bey tahta geçti. Bu dönemde Hamitoğulları ile Karamanoğulları arasındaki mücadele yoğunlaştı. Karamanoğulları, beyliğin bir bölümünü ele geçirdi ise de; Germiyanoğlu Bey'i Süleyman Sah'ın yardımı ile kaybedilen topraklar geri alindi. Yerine 1374'de Kemalettin Hüseyin Bey geçti. Hüseyin Bey ayni tarihte Karamanoğulları saldırılarını durdurmak için, daha önce Esrefoğullarından alınan Yalvaç, Şarkîkaraağaç, Beyşehir, Akşehir ve Seydişehir yörelerini, 80.000 altın karşılığında I. Murat döneminde Osmanlılara sattı. Kosova Savası'nda I. Murat şehit olunca, Karamanoğulları, Hamidoğulları'nın topraklarını bütünüyle ele geçirdi. Padişahın ölümünü izleyen günlerde Anadolu'da Türk birliğini kurmaya önem veren Yıldırım Beyazıt, Hamit iline yürüyerek 1390 tarihinde bölgenin Osmanlılara katılmasını sağladı. Kemaleddin Hüseyin Bey'in 1391'de ölmesiyle de Hamidoğulları Beyliği sona erdi. Yıldırım Beyazıt bu yörenin yönetimini oğlu İsa Çelebi'ye bıraktı. Timur'un Anadolu’yu istilası sırasında bu yöre Karamanoğullarına verildi ise de 1415'de tekrar Osmanlılara bağlanmıştır OSMANLILAR DÖNEMİ Isparta'nın Osmanlı Devleti'ne bağlanmasından sonra, XVI. yüzyıl baslarına kadar önemli bir olay olmamıştır. Bu dönemlerde sancak beylerinin etkisi ile imar faaliyetlerine hız verilmiştir. Firdevs Bey zamanında yapılan cami ve bedesten, bu dönemin en önemli eserleridir. Aynı yıllarda Isparta ve Uluborlu, Göller Yöresinin en önemli ticaret pazarıydı. Özellikle Beylikler döneminden başlamak suretiyle Isparta, bir dokumacılık merkezi olmuş ve dış pazarlarda önem kazanmaya başlamıştır. XVI. Yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı Devleti'ni uzun süre uğraştıran şahkulu ayaklanması, Isparta, Gölhisar, Burdur yörelerini de etkilemiştir. Bu ayaklanma sırasında Şehir yağmalanmış ve çok sayıda insan katledilmiştir. Ayaklanma 1511'de Sahkulu'nun öldürülmesi ile sonuçlandırılmıştır. Bu yüzyılın ikinci yarısında patlak veren Celali isyanlarından Isparta'da nasibini almış ve ekonomik yönden büyük zarar vermiştir. Celali isyanlarının bastırılmasından sonra Isparta, eski ekonomik yapısına kavuşmuştur. Evliya Çelebi'nin şehri "Medine-i Müzeyyen" seklinde tanımlaması, bayındır, meyvadar, bağ ve bahçeleri bol, boyaları ve boyahaneleri zengin olarak göstermesi bunu doğrulamaktadır. Isparta'nın XVIII. yüzyılda, çeşitli deprem ve su baskınlarından zarar gördüğü bilinmektedir. Nitekim, 1706'da Isparta'yı ziyaret eden Fransız gezginci Paul Lucas, şehri, "yün, deri ve afyon ticareti ile zengin bir yer" olarak nitelerken, ayni zamanda deprem ve su baskınlarından da zarar gördüğünü belirtmektedir. 1780'de Gölcük Gölü'nün taşması ile meydana gelen büyük sel, Tekke ve yayla mahallelerini tahrip etmiştir. Dönemin valisi Sait Paşa'nın annesi Taçlı Hatun, bu felaketlerin önüne geçmek için Dere Mahallesi'nde bir kanal açtırmıştır. XIX. Yüzyılda Isparta bir veba salgını geçirmiştir (1830). Bu salgın sonunda 200-300 kişi hayatını kaybetmiştir. Ayni dönemde ilk kız Rüştiyesi, "İnas Rüştiyesi" adı altında açılmıştır. Bütün bu özelliklerine rağmen Şehrin, 1899 ve 1914 depremlerinden büyük ölçüde mal ve can kaybına uğradığı bilinmektedir. 1914 depreminde, insanların işyerlerinde olmalarına rağmen 500'e yakın can kaybına yol açtığı ve ekonomik zararın büyük olduğu ifade edilmektedir. Bu deprem sırasında şehrin üç günde 467 defa sallandığı belirtilmektedir. Osmanlıların son döneminde Eğirdir, ulaşım bakımından İzmir-Aydın demiryoluna bağlanmıştır. Ayni günlerde, dokumacılığın makine ile yapımına geçilmiştir. KURTULUŞ SAVAŞI ve ISPARTA Yakın çağın başlangıcında (1914-1918), İngiltere ve Almanya arasında başlayan ve dünyaya çeşitli yönlerden yeni bir çehre kazandıran I. Cihan Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nu da etkilemiştir. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşmasının 7. maddesi doğrultusunda, galip ülkeler, daha önce kendi aralarında yaptıkları gizli antlaşmalara göre çeşitli bölgeleri işgal etmeye başladılar. Isparta 1919-1923 yılları arasında Mütareke ve Milli Mücadele döneminde söz konusu işgallerden en az etkilenen, sayılı illerden biri olarak kaldı. Mondros ve yürürlüğe girmeyen Sevr Antlaşması'nda İtalyan nüfusuna bırakılan Isparta, hemen hemen bütün Ege'ye yayılan Yunan işgaline uğramadı. Direnişin büyük boyutlara ulaşması sonucunda İtalyanlar da Isparta'ya giremediler.
Son Güncelleme Tarihi :08.11.2008
Toplam Ziyaretçi Sayısı :88428
Tarih :21.11.2008
2007 Yılı Vergilendirme Dönemi Vergi rekortmenleri
DUMANSIZ YAŞAMA DESTEK OLUN... HAVANIZI KORUYUN